3 Kasım 2014 Pazartesi

Gezi Stajı

Mimar Sinan , Osmanlının usta mimarı. Sayısız eserleri ile dünya çapında bir mimar.
Özellikle Dini yapıları ile yüzlerce esere imza atmış. Bu araştırmamda Mimar Sinanın ustalık eserini incelemek ve çağdaş mimarlardan Emre Arolatın günümüz mimarlığında cami projesine nasıl bir yorum getirdiğini araştırmak istedim.

Mimar Sinan ve Başlıca eserleri, Selimiye Cami , Emre Arolat ve başlıca eserleri ile Sancaklar cami hakkında bilgi ve izlenimlerimi paylaşacağım.

MİMAR SİNAN
Mimar Sinan Kayserinin Ağırnas köyünde doğdu. Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul a getirildi. Zeki genç ve dinamik olduğu için seçilenler arasındaydı. Sinan At meydanındaki saraya verilen çocuklar içinde mimarlığa özendi, vatanın bağlarında ve bahçelerinde su yolları yapmak, kemerler meydana getirmek istedi. Devrinin mahir ustaları mahiyetinde han, çeşme ve türbe inşaatında çalıştı. 1514’te Çaldıran, 1517’de Mısır seferlerine katıldı. Kanunî Sultan Süleyman zamanında yeniçeri oldu ve 1521’de Belgrad, 1522’de Rodos seferinde bulunarak atlı sekban oldu. 1526’da katıldığı Mohaç Meydan Muharebesinden sonra sırası ile acemi oğlanlar yayabaşılığı, kapı yayabaşılığı ve zenberekçibaşılığa yükseldi.
1532’de Alman, 1534’de Tebriz ve Bağdat seferlerinden dönüşte “Haseki” rütbesi aldı. Bağdat seferinde Van Kalesi Muhasarasında, göl üzerinde nakliyat yapan kalyonlara top yerleştirdi.
Korfu, Pulya (1537) ve Moldovya (1538) seferlerine katılan Mimar Sinan, Moldovya (Kara Buğdan) seferinde Prut nehri üzerine onüç günde kurduğu köprü ile Kanunî Sultan Süleyman’ın takdirini kazandı. Aynı sene başmimarlığa yükseldi
Mimar Sinan, katıldığı seferlerde Suriye, Mısır, Irak, İran, Balkanlar, Viyana’ya kadar Güney Avrupa’yı görüp mimari eserleri inceledi ve kendisi de birçok eser verdi. İstanbul’da devrin en meşhur mimarları ile Bayezid Camii’nin ustası Mimar Hayreddin ile tanıştı.

SELİMİYE CAMİİ
Süleymaniye gibi bir şaheser kanuni tarafından yaptırılıp meydana çıkınca tabiî olarak Kanuni’nin oğlu da babası gibi bir şaheser yaptırmayı arzu eder. Ancak bu eser İstanbul’da olursa, babası Kanuni ile yarışmış, veya onu çekememiş, O eseri gölgede bırakmış gibi bir duruma düşmemek için İstanbul’un dışında bir yer tercihi ile karşı karşıya kalmıştır. İstanbul olmayınca iki seçenek kalmış, ya Bursa, yada Edirne. Edirne İslâm'ın batıya açılan kapısı, o zamanki nüfus yoğunluğu ve İstanbul’dan önceki başkent olması hasebiyle tercih sebebi olmuştur.
Orta kapı, cümle kapısı.
Muvakkit hane kapısı.
Aralık kapısı, muvakkit hane kapısının mukabili.
Hamam kapısı, Darudtedris ve Darulkurranın müderris ve talebeleri, cami hademeleri için sabah namazından evvel açılır.
Arabacı kapısı, cami ve medreselerin levazım eşyası bu kapıdan alınırdı.
Taş odaları kapısı; talebenin girip çıkmasına, medresenin ihtiyaçları için kullanılırdı.
Mektep kapısı, talebe ve hocalar girip çıkardı.
Dilenciler kapısı, cenaze bu kapıdan çıkarılırdı.
Musalla taşları kıble yönündeki Darulkurra ve Darulhadis arasındaki arka bahçeye konmuştur. Bu Sinan’ın nezaketini gösterir.

Kubbeyi 8 sütun, fil ayakları taşımaktadır. Fil ayakları 3.75 çapındadır.
Fil ayaklarının üstüne yerleştirilmiş 8 ağırlık kulesi, bu kubbe kasnağını dışarıdan sararak ona bir taç görünümü kazandırırlar.

8 ayaktan hiç biri aşağıdan yukarı bağlayıcı kemere kadar tam serbest olarak yükselmezler. Bunlardan mihrabın sağ ve solunda ikisi beden duvarına kısmen gömülüdür. Esas girişin sağ ve solundaki ikisi ise namaz katında kısmen serbest görülmekle beraber, esas girişin beden duvarına kemerlerle arkadan bağlı olarak yükselir. Nihayet 8 ayaktan geri kalan dördü, kuzey doğu ve güney batı yönlerinde sağlı sollu ikişer ayak şeklinde namaz sathından başlayarak birinci kat  mahfilleri hizasına kadar serbestçe yükseldikten sonra bunlarda, bu bölgede bulunan ve bina kitlesi içinde bu ayakların arkasından başlayarak dışa doğru gelişip kuvvetlenen payandalara içeriden bağlanmıştır. Böylece sekizgenin köşelerinden yükselen 8 ayak ve bunları birbirine bağlayan kemerler üstünde esas kubbe büyük  bir rahatlık ve emniyetle taşınmış olur.

Sinan ayrıca  4 minareyi ana kitlenin dört köşesinde bağlayıcı ve tutucu unsurlar olarak kullanmıştır. Yani hesapsız, gelişi güzel konmuş bir tek taş yoktur. Herkes biri birine yardımcı, her taş biri birine payandadır.
8 kolonu (fil ayağını) bağlayan 40 pencereli  kasnağın Selimiye’nin 31.30 metre çapındaki ünlü kubbesi oturur.

Kubbenin zeminden yüksekliği 43 metredir.

Ayasofya’nın kubbe çapı 30.90 ile, 31.80 metre arasında değişen bir elipstir. Ayasofya’da kubbenin zemininden yüksekliği 55.60 metredir.

Kubbe yaklaşık 2000 (iki bin) ton ağırlığındadır.
Selimiye’nin kubbe devri; 98.88 metredir.
Kubbe üzerinde 18 ton kurşun vardır.
Kilit taşının ağırlığı 5 tondur.
Kilit taşının üzerinde 5 metre yüksekliğinde altın kaplama alem vardır.

Bütün dünyada “Ayasofya kubbesi gibi kubbe İslamlar tarafından inşa edilmemiştir. Çünkü imkansızdır.” Sözü yayılmıştır. Bu söze dayanan kafir mimarlar “Müslümanlara üstünlüğümüz vardır.” diye övünürler. Hatta “O büyüklükteki kubbeyi durdurmak zordur.” sözü “bu aciz kulun kalbine dert olmuştur”. Der ve caminin inşasına başlar.

Camiye, son cemaat yerindeki ana kapı ile birlikte, 2 doğudan, 2 batıdan olmak üzere 5 kapıdan girilir.
Selimiye Camiinin toplam 32 kapısı vardır.

CAMİDE: Aynı anda 6.000 (altı bin) kişi namaz kılabilmektedir.

 Boyları 71 metre (Külah ve alemi dahil ile) 85 metre, her biri üçer şerefeli bu dört minare İslâm aleminin en uzun ve en zarif minareleri olmuştur. Her ne kadara Hindistan’da, Delhi de XIII. yüz yılda yapılan kutup minare 72.50 metrelik boyu ile daha uzun ise de en altta çapı 14 metre olan bu minarelere tepeye doğru incelir. Dolayısıyla  kutup minarenin estetiği yoktur. Selimiye'de ikisinde (camiye bitişik olanlarında) 3 ayrı yoldan 3 şerefesine çıkılan Selimiye minareleri en aşağıda gövde sadece 3.80 çapındadır. Minarelerin hepsi aynı kalınlıktadır.
 Caminin büyük kubbesinin örttüğü ana kitle, minarelerin yardımıyla sanki göğe doğru yükselir
Önde olan iki minarenin taş oymaları çukurdur. Arkadaki iki minarenin ise taş oymaları kabarıktır. Öndekiler dişi, arkadakilere erkek minareler denir. Bu da eski Türklerin kadına saygı gösterdiklerini, kadını öne geçirdiklerini anlatır.

 SİNAN DİYOR Kİ: “Üç Şerefelinin minaresinin aksine, bunun minarelerinin hem ince, hem de üçer yollu yapılmasındaki güçlüğü, ancak aklı erenler anlar.”
Gerçekten de Üç Şerefelinin minaresi Selimiye’ye göre kule gibidir.

 MİNARELERİN TEMELLERİ: 22.73 metre aşağıda atılmıştır. Minarelerin devri, kalınlıkları devri: 13.64 metredir. Alemi ufku: 5.68 metredir. Evliye Çelebi diyor ki: “Garabet bundaki Edirne'ye girmek için dört tarafından dört adet büyük cadde vardır. Her hangisinden Edirne'ye girersen bu Selimiye Camisinin dört minaresini iki ve şerefesini de altı görürsün, yakınına gelsen bile.”
Müezzin mahfelinin tam altında, caminin tam ortasına küçük bir mermer havuz koyan Sinan, böylece Anadolu Selçuklu ve erken Osmanlı camilerin de sık sık rastlanan bir öğenin anısını yeniden canlandırmıştır.

CAMİDE KULLANILAN YAPI MALZEMESİ
Cami tamamen kesme taştan yapılmıştır.
Camide: Duvarlar, kemerler ve minarelere taştan yapılmıştır. Kubbeler ve tavanlar tuğladan yapılmıştır.
 KÜFEKİ: Camide küfeki taşı kullanılmıştır. Küfeki: süngerimsi ve boşluklu bir taş cinsidir.  Taşlar İstanbul’un Bakırköy, Safraköy, Haznedardan getirilmiştir. Ocaktan çıktığında işlenmesi kolay olup zamanla sertleşmektedir.
 MERMERLER: Lalapaşa yakınlarından getirilmiş. Camide kullanılan gri, mavi sütunların ve pencere sövelerinin Marmara Adası kaynaklı olduğu düşünülmektedir.
Camide kullanılan erguvan beyaz renkli sütunlarında Afyon’un 25 kilometre kuzey doğusundaki İscehisar kaynaklı olduğu sanılmaktadır.
  Cami içinde dört mezhebi temsil ettiği söylenen, mermerden oyulmuş 4 adet kürsü ile somaki mermer sütunlar üzerine oturtulmuş bir mahfeli, humayun vardır. Mahfelin üst katının direkleri ise MAGOSA’dan getirtilmiştir.

GIRANİT KULLANILAN YERLER
Avluda bulunan pembe granitten yapılmış sütunlar. Bunlar Marmara, Kapıdağı yarımadasından getirilmiştir.
Pembe granit Selimiye’nin son cemaat yerinde kullanılmıştır. (Avludaki ikişer sütun) GİRİ granit ise; yalnızca caminin son cemaat yerinde bulunan 4 sütunda kullanılmıştır.
PUDİNG VE BİREŞLERİN KULLANILDIĞI YERLER
Puding ve bireşler: çapları 2 mm’den büyük olan çakıl, iri çakıl ve blokların doğal bir çimento ile birleşmesinden  oluşan kitlelere denir. (Yağışım demektir) Bunların çakıllarının yuvarlak olanlarına puding, köşeli olanlarına da bireş adı verilir. Bunlar kaplama taşı olarak kullanırlar.

PEMBE KIRMIZI ÇİMENTOLU PUDİNGLER
Hereke ve Karacabey ocaklarından çıkarılmıştır. Selimiye’de pembe, kırmızı pudingler avlu giriş kapılarının kemerlerinde kullanılmıştır.
 SERPANTİN BİREŞİNİN KULLANILDIĞI YERLER
Avludaki iki sütun, revak sütunları ile, cami ana mekanındaki hünkar mahfelini taşıyan 4 adet sütundur.
Kemer taşlarında çoğunlukla kesme taş biçiminde kullanılan KÜFEKİLER kırmızı beyaz boyalıdır.
Cami avlu zemin döşemesinde kullanılan mermerler, 1983 yılında biten restorasyonda tamamen yenilenmiştir.
Taşların küfeki olmasını Padişah da uygun görmüştür.

SELİMİYE'DE HAT SANATI
Yazılar AHMET KARAHİSARİ’nin talebesi HASAN ÇELEBİ tarafından CELİ ÜSLUPLA yazılmış, Selçuklu üslubunu devam ettirmektedir.
ANA KUBBE :Mavi zemin  üzerine beyaz celi sülüs hat ile yuvarlak formda İhlas suresi yazılıdır. Bunun etrafındaki 8 adet şemse içinde kahverengi zemin üzerine beyaz ile kalem işi olarak cali hatlar bulunmaktadır. Bu yazılar Allah’ın güzel sıfatlarını içerirler.
YAZILAR BİR SIRDIR
Hat yazılarında kullanılan Edirne kırmızısının ve çinilerde kullanılan kırmızılar ve bazı diğer renklerin kökeni ve tekniği bu gün için bir sır olarak bulunmaktadır.
Hünkar mahfelindeki elmalı çini pano, başka bir benzeri olmaması bakımından bilhassa önemlidir.
SELİMİYE DEKİ VAV
Mihrap duvarlarındaki Fatiha suresinin “Veleddallin”ndeki “vav” harfi asırlar boyu hattatlara güzel bir celi sülüs örneği oluşturmuştur.

MİMAR EMRE AROLAT 
1982'de Galatasaray Lisesi'nden mezun olan Emre Arolat, 1986 yılında girdiği Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nden 1992 yılında yüksek lisans derecesiyle mezun oldu. Öğrenciliği döneminde çeşitli ulusal ve uluslararası proje yarışmalarında kazandığı ödüllü projeleri çeşitli mimarlık dergilerinde yayımlandı. 1986-1987 yıllarında Washington DC'de "Metcalf and Associates" Mimarlık Bürosu'nda çalışan Arolat, Türkiye'ye döndükten sonra Arolat Mimarlık Mühendislik AŞ.'de çalışmaya başladı. 14 yıl boyunca annesi Şaziment Arolat ve babası Neşet Arolat’la birlikte tasarımcı ortak olarak çalıştıktan sonra 2004 yılında Gonca Paşolar  ile birlikte EAA-Emre Arolat Architects’i kurdu.
Meslek hayatı boyunca çeşitli mimari yarışmalara katılan Arolat, 2006 yılında Dalaman Havalimanı projesiyle uluslararası “AR Awards for Emerging Architecture" ödülünü kazandı. Yine Türkiye’den katılımlarda ilk kez olarak 2005 yılında Minicity Model Parkı projesi, Mies van der Rohe Avrupa Ödülleri kapsamında seçilmiş projeler arasında yer aldı. 2004 yılında Proje, 2002 yılında Yapı ve Proje, 1992 yılında Yapı dalında olmak üzere 4 adet Ulusal Mimarlık Ödülü ile 2000 yılında Mimarlıkta Yeni Arayışlar Ödülü’nü kazandı. Mesleki yayınlarda makale ve deneme yazıları yayınlandı. 2006 yılında, çalıştığı yüzü aşkın projeden seçilen 30 projenin sergilendiği "...nazaran" sergisini gerçekleştirdi.

SANCAKLAR CAMİ
Büyükçekmece de yer alan Mimar Emre Arolat tarafından yapılan Sancaklar Camii alışılmışın dışında görüntüsüyle dikkat çekiyor.Dünya Mimarlık Festivali'nde birinci olan Sancaklar camii alışagelmiş camilerden farklı yapısıyla dikkat çeken ve Hz. Muhammed'e ilk vahiy geldiği Hira mağarasından esinlenerek inşa edildi.
​Sancaklar Camii'nin sadeliği ile dikkatleri üzerine topluyor. " Caminin esas özelliği bizim dinimizin sadelik üzerine kurulması ve bu sadeliği herkesin burada görecek olmasıdır".7400 m2lik alanda yer alan caminin kapalı alanı 1200 m2 olup 650 kişinin ibadet edebileceği şekilde düzenlenmiş; " Hira mağarasından esinlenerek yapıldı bu cami. Sadeliğin olması gerektiği düşüncesiyle aydınlatma konulmadı. Gün ışığının içeri girmesiyle aydınlanan cami de minareye çıkmak için hem merdiven hem de asansör yerleştirilmiş. Dışarıdan bakıldığında camiye benzemediği için minare yerleştirilmiş.
Proje, çevredeki "kapalı site" (gated community) konumundaki yapılardan hayli yoğun kullanımı olan bir otoyol ile ayrılan, kırsal bir alanda yer alıyor. Caminin üst avlusundaki parkın etrafını çevreleyen yüksek duvarlar, dışardaki karmaşık dünya ile kamusal parkın huzurlu atmosferi arasındaki belirgin sınırı vurguluyor. Parktan dışarı uzanan uzun saçak ise dışardan algılanan tek mimari unsur olarak beliriyor. Bu saçağın altında yer alan yapıya parkın içinden geçen üst avludaki bir yol ile erişilebiliyor. Arazide ilerleyip, tepeden aşağıya inerek duvarlar arasından camiye girince, dışarıdaki dünya tamamen geride bırakılıyor ve yapı bütünüyle topografya ile hemhal oluyor.
Basit bir mağarayı andıran camii, dua etmek ve Tanrı ile yalnız kalmak için hayli dramatik ve huşu uyandıran bir iç mekana sahip. Kıble duvarı boyunca yer alan yarıklar, ibadet alanının yönelimini güçlendirirken, güneş ışınlarının da iç mekana süzülmesini sağlıyor.
Sürekli olarak doğal olan ile insan üretimi arasındaki gerilimden ivmelenen projede, arazinin doğal eğimini takip eden doğal taş merdivenler ile 6 metre yükseklikte uzanarak saçağı oluşturan ince betonarme tavan arasındaki zıtlık, bu ikili ilişkiyi güçlendiren unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.



SELİMİYE CAMİİ


SELİMİYE CAMİİ

SELİMİYE CAMİİ

SELİMİYE CAMİİ

SELİMİYE CAMİİ

MİMAR SİNAN KÖPRÜ

MİMAR SİNAN KÖPRÜSÜ

MİMAR SİNAN KÖPRÜSÜ


SANCAKLAR CAMİİ

SANCAKLAR CAMİİ

SANCAKLAR CAMİİ

SANCAKLAR CAMİİ

SANCAKLAR CAMİİ

SANCAKLAR CAMİİ

SANCAKLAR CAMİİ

SANCAKLAR CAMİİ

SANCAKLAR CAMİİ

SANCAKLAR CAMİİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder